Etiketler

, , ,

Haftasonu icin planladigim kitap okuma günlerini gerceklestiremedim. Cumartesi aksami yillardir görmedigim ama bir sekilde de hic kopmadigim cocukluk arkadasimdan haber aldim. Aktarmali ucagini kacirmis, yeni  bilet ayarlarken  hic Amsterdamì görmedim, bir gün kalayim diye düsünmüs. Ögleden sonra zirr telefon, “Teneke, Amsterdam’dayim yarin gece dönüyorum, atla gel.”

Hic üsenmedim, 6 yildir görüsmemistik. Güle oynaya, tren biletlerimi aldim.

Tren yolculugunu cok severim. Kücükken Ankara’dan Istanbul’a trenle giderdik. Haydarpasa’dan vapura binip, eski Galata köprüsüne giderdik. Yürürdük, hep. Ne güzelmis. Mavi trendi bindigimiz.  Yemekli vagonundan cikmazdim. Mavi tren ilkeldi ve yavasti. Zaten o yüzden onu secerdik. Gece binerdik, sabahin ilk saatlerinde varirdik. Bir keresinde karlanma ve buzlanma yüzünden 16 saatte vardigimizi hatirliyorum. En keyifli hatirladigim yolculuklardan biridir. Jane Eyre’i bitirmistim, hic unutmam. Demek ki 10 yaslarindaydim.

Bu haftasonu gerceklestirdigim tren yolculugunu mekani tren olan film noir izleyerek gecirdim.

Tren, “suspense” türü filmler icin harika bir mekan. Bir araya gelmis gelmis, gecmisi bilinmeyen farkli karakterler ve isole bir ortam. Agatha Christie hastaligimdan kaynaklaniyordur belki de trende gecen süphe filmlerini sevmem. Mesela The Murder in the Orient Express ve The Mystery of the Blue Train gibi kitaplari bir solukta okumustum.

Gidis ve dönüs olmak üzere 4 film sigdirdim yolculuga.

Shanghai Express (1932) – Yön. Josef von Sternberg

Marlene Dietrich’i Hollywood yildizi yapan film. Marlene her sahnede muhtesem. Filmin gecis sahnelerine ve özellikle güvenle ilgili diyaloglara dikkat. Günümüz bakis acisiyla bazi yerler oldukca rahatsiz edici, orientalism ve genellemeler girla. Cok baskin bir süphe olgusu yok. Gene de defalarca izlesem bikmayacagim bir film.

The Narrow Margin (1952) – Yön. Richard Fleischer

Süphe unsuru daha baskin bir “tren filmi”. Konu hemen beni sariverdi. Gerilim daha dogru verilebilirdi, bazi yerler; özellikle baslar, kör gözüne parmagim seklindeydi. Karakter gelisimini begendim.

The Lady Vanishes (1938) – Yön. Alfred Hitchcock

Her daim favori tren filmim. Yeni versiyonu da var. Eskisinin yerini elbet tutamaz. Hikayesi adinda sakli. Trende yolculuk yapan bir kadin kayboluyor ve bir kisi haric kimse bu yolcunun varligini kabul etmiyor. Mutlaka izlenmesi gereken bir film. Süphe, paranoya, gerilim, sasirtmaca …

Night Train to Munich (1940) – Yön. Carol Reed

Öncelikle söyleyim, bu film bence tren filmi degil. Adina aldanmamak lazim. Bu filmi bunu alan bunu da aldi seklinde bir tavsiyeyle izledim. The Lady Vanishes örgüsünde bir film oldugu yaziyordu. Bir cok acidan benzerligi göremedim. Filmin cok büyük bir kismi da trende gecmiyor. Fakat bu filmi kötü yapmiyor. Hikaye güzel, Naziler, ajanlar, güzel kiz, yakisikli erkek. Ara ara komedi de var. Fakat filmin sonundaki oyunculuk beni benden aldi. Izleyin, anlatmayayim.

Böyle, güzel bir haftasonu gecirdim. Arkadasimla güzel Hollanda’yi ve Belcika’yi tekrar gezme firsati yakaladim. Pazar günleri buralarda her yer kapali oldugu icin bit pazarlarini gezdik, kücük kücük komikler aldim kendime. Onlari göstermek icin kisa bir post hazirlarim. Bol filmli bir haftasonuydu.

Reklamlar